|
DEPREM EVLERİ VE GERÇEKLER
2007 yılının 21 Aralığında yaşadığımız deprem felaketinin ardından yapılması kararlaştırılan afet konutlarının kuraları dördüncü yılında hak sahiplerine verilmek üzere çekilmiş bulunmakla beraber, tam olarak ne zaman oturulacağı henüz netlik kazanmış değildir.
Netlik kazanmayan ve hak sahiplerini yakından ilgilendiren bir diğer husus ise evlerin fiyatlarının ne olacağıdır.
Dört yılda dört kış geçiren depremzedelerin, büyük bir kısmı ilk yıl çadır ve barakalarda yaşadılar. Sonraki yıllarda bir kısmı hasarlı evlerine geçmek durumunda kaldılar. İmkân bulabilenler ya evlerini tamir ettirdiler ya da yeniden ev yaptırdılar.
Bunun dışında kalan az bir kısım hemşerilerimiz barakalarında koskoca dört yılı tükettiler, o zor koşullarda yaşadılar ve hala yaşıyorlar.
Bu zaman zarfında yaşanan onca zorluk, çekilen sıkıntılar, sessiz çığlıklar halinde isyana dönüştü. Sessiz çığlıklar şeklinde, çünkü Afşar halkı hiçbir zaman hiçbir şekilde sesini çıkartamamış, kendi halinde farklı bir topluluktur.
Belediyelik olması, iki muhtarı bulunması, köy derneğinin varlığı, başkent Ankara’ya yakınlığı bu durumu hiç değiştirmemiş ve değiştirmeyecektir. Afşar halkı kendi yağında kavrulmayı kendisi için uygun görmüştür.
Maalesef halkımız arasında birliktelik yönünde bir kültür oluşmamış ve bünye böyle bir organizasyonu kabul etmeyecek kadar körleşmiş, ferdiyetçilik hastalığı kronikleşmiş durumda dır.
Nüfusun yoğunluğundan ötürü hasbelkader verilmiş olan belediyelik makamı ise bir yarış platformu, güç gösterisi sergilenen ring gibi görülmüş, hizmetin gerçekte ne olduğu hiç tattırılmamış, tadılamamıştır. Muhtarlık hakeza aynı şekilde ehliyetsiz kişilerce işgal edilen “benlik” makamı olmuştur.
Bu gerçekleri yaşadığımız deprem felaketinin ardından bütün çıplaklığı ve acı gerçekliği ile görmüş olmamız gerekmektedir.
Sahipsizliğin ayyuka çıktığı bu süreçte köy derneğimizin yetersizliğini her ne kadar acı olsa da dernek başkanı olarak dile getirmek istiyorum. Oysa bu gibi durumlarda sivil toplum kuruluşlarının (STK) ne kadar aktif olduklarını, ne tür girişimlerle iş bitirdiklerini gayet iyi bilmekteyiz.
Derneğimizi hor görmekte sergilediğimiz maharetimizi, o çatı altında örgütlenmek için göstersek ve fikir birliği içerisinde olabilsek bunu da eyleme dönüştürebilseydik, belki de deprem konutları çok daha kısa sürede teslim edilecek ve yine belki de evlerin fiyatlarına hatırı sayılır lehte katkısı olacaktı.
Bu noktada bir özeleştiri yapmak istiyorum; Afşarlılar olarak yek vücut olma niyet ve kabiliyetine sahip değiliz. Sahip olduğumuz karakterimiz birlikte hareket etmemize engel teşkil etmekte. Paylaşımcı olmadığımız gibi yöresel toplu kalkınmaya karşı tahammülsüzlük göstermekteyiz. Daha ziyade ferdiyetçi, küçük gruplar halinde faydalar sağlamakla yetinmekteyiz. Bunda da tam manası ile başarılı olunduğunu söyleyemeyiz.
Hayat öylede böyle de geçiyor her nasılsa, ne olacak adam deme hakkına elbette sahibiz. Zaten hali hazırda öyle diyoruz. Fakat ben naçizane tavsiye ile birlikte fikrimi söylemek istiyorum.
Özellikle yeni neslin gayretlerini ortaya koymalarını arzu ediyorum. Toplum olarak sosyal bir yaşantı içerisinde birlik ve beraberliği gerçek manada tesis etme yolunda çalışalım. Benlik davalarını bırakalım. Husumet, haset, atalet, fıskı-fucurat vb. huy, düşünce ve davranışlardan uzak duralım.
Bizi yönetmeye talip olanları seçerken özellikli durumları öne çıkaralım. Çıkaralım ki, her önüne gelen sahaya çıkmasın, evvela kendini gözden geçirsin. Bizim talebimiz arzı belirler unutmayalım.
Bu bağlamda her zaman ki gibi kasabamız ve halkımız için hayırları temenni ederken, her şeyin bizim elimizde olduğunu bir daha hatırlatıp düşünülmesinin gerekliliğini vurgulamak istiyorum. Önümüzdeki üç ay içerisinde derneğimizin 2. Olağan Genel Kurulunun olduğunu ilk kez buradan ilan ederek gönüllü herkesi bu çatı altında buluşmaya davet ediyorum. 24.12.2011
Hanifi GÜZEL
|