Özümüze Yabancılaşıyor muyuz?
Mevla’m insan oğlunu, birbirini daha iyi tanısın, birbiriyle akrabalık bağlarını kuvvetlendirsin diye fırka fırka, boy boy yaratmış. Normal şartlarda baktığımız zaman insanlar için bu farklılıkların bir zenginlik kaynağı olduğunu kolayca anlayabiliriz. Yine Peygamberimiz bir hadislerinde üstülüğün milliyetten veya soydan kaynaklanmadığını belirterek“ Sizin en üstününüz Allah’tan en çok korkanınızdır” buyuruyor.
Bütün bu hususları göz önüne aldığımızda akrabalık ve hısımlığın kaynağı olarak gösterilen “ farklı Milletten olma” “Farklı Soydan gelme” kavramının aslında bir“ Birliktelik “ veya “ Aynı Olma” kavramlarının eşiği olduğunu anlayabiliriz.
Allah’ın hiç sevmediği hasletlerden olan “Büyüklük” “ Kibirlilik” “Riyakarlık” ve “Başkalarını Hor Görme” halinin maalesef son zamanlarda bizi içten içe yiyip bitiren bir hastalık olduğunu beyan etmeden geçemeyeceğim. Neyimiz var Allah aşkına? Kime karşı neyi üstün tutuyoruz? Hepimizin geldiği soy, ırk, mezhep belli iken birbirimize üstünlük taslamak, birbirimizden ayrı düşmek, aramıza fitne ve gazap tohumları ekmek neyin nesi?
Şimdi diyeceksiniz ki durduk yerde neyin nesi bu, nereden çıktı bu husus? Evet değerli hemşerilerim; yıllar yılı bendenizin içini kemiren bir kurt bu maalesef. Aşağıdan say bin adım, sağdan say beş yüz adımlık bir belde de yabancılaşma ve birbirini tanımama o hale gelmiş ki insan şaşırmadan edemiyor. Tamam iletişim araçlarının ve teknolojinin olumsuz etkileri tüm dünyayı olduğu gibi benim kasabamı da etkisi altına almış olabilir anladım ancak, saydığım bu olumsuzluklar birbirimize selam vermemizi veya birbirimize merhaba dememizi engellemiyor herhalde.
Kasabama yılda birkaç kez yıllık iznimi geçirmek amacıyla 15-20 günü geçmeyecek şekilde uğramak nasip oluyor, ancak kendimi bu toplumda o kadar yabancılaşmış, o kadar yalnız hissediyorum ki anlatamam. Bazen birkaç tanıdık sima ile karşılaşıp umutla bir hamle yapayım dediğimde ne yazık ki beton bir duvara toslamış gibi olduğum yerde kala kalıyorum. Haa bu iletişim engelinin müsebbibi sadece Kasabam insanı mı? Hayır, elbette değil. Maalesef şehre gidip birkaç damla mürekkep yalamış ve toplumumuzun gerçeklerinden bilerek veya bilmeyerek uzaklaşmış ben ve benim gibi insanlarında bunda etkisi var. Ancak şunun bilinmesini ısrarla rica ediyorum. Biz sizin bağrınızdan çıkmış, iyisiyle kötüsüyle sizin aynanızız. Sizden ricam özellikle gurbetten kasabasına gelmiş bizim gibi insanlara kucağınızı açmanız ve eğer varsa kaybettiğimiz belli değerleri bize tekrar hatırlatıp yaşatmanızdır.
Hatırlayın, eskiden bir tandır damının yanından geçerken çörek veya katmerli yapan kadınlar vebal atardı “ Katmerli veya çörek yiyin “ diye. Şimdi bu duyguyu yaşayan var mı aranızda? Yo değil mi? Neden acaba problem bizden mi kaynaklanıyor, yoksa Hatçe Teyzeden veya Elif bacıdan mı? Problem ne Hatçe Teyzede ne de Elif Bacıda problem değerlerimizden hızla uzaklaşmamızdan kaynaklanıyor bence.
Unutmayalım ki kırk tane ayrı ayrı kibrit çöpünü kırk saniyede kırabiliriz ancak kırk kibrit çöpünü birleştirdiğimizde aralarında ne denli kuvvetli bir bağ oluşturacağını bilmem anlatmaya gerek var mı? Yarım bardağın dolu tarafını görmek ve asgari müştereklerde beraber olmak temennisiyle esen kalın… 22.05.2010
Diğer Yazıları :